İran Savaşı: 10 Günün Bilançosu
'Epstein
Koalisyonu' bölgeyi ateşe vereli tam 10 gün oldu.
Bir yanda 'Kükreyen Aslan' operasyonu, diğer yanda 170 kız çocuğunun katledildiği o okul...
Trump 'nükleer
tehdit bitti' demişti, şimdi ise 'nükleer savaş' çığlıkları atıyor.
İran, 247 balistik füze ile Körfez’i ateş çemberine alırken, Hürmüz Boğazı kapandı, petrol 110 doları vurdu!
Bu bir özgürlük
savaşı değil; bu, Pentagon’un tepesindeki 'Kafir' dövmeli zihniyetin son Haçlı
seferi.
Peki, sırada ne
var? Teslim olmayan bir İran’a atom bombası mı?
Oyun büyük, kan
gerçek, dünya sessiz.
10 günde ne değişti?
Netenyahu’nun
yargılandığı yolsuzluk ve rüşvet davası, Trump’ın Epstain adasında küçük
kızlarla birlikte olduğunu gösteren binlerce yeni fotoğraf ve belgenin ortaya
çıktığı süreçte biraraya gelen bu Epstein koalisyonunun bölgede yaktığı bu ateş
üzerinden 10 gün geçti.
Geçtiğimiz Haziran
ayında yaşanan 12 günlük savaşın izleri henüz silinmemişken başlayan bu yeni
dalga, bu karanlık gücün hafızanın ne denli sistematik bir yıkım üzerine kurulu
olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Haziran 2025'te İran'ın tüm nükleer tesislerini tamamen yok ettiklerini ilan eden Trump o günlerde nükleer tehdidin sonsuza dek ortadan kalktığını iddia ederek zafer çığlıkları atmıştı. Ancak bugün gelinen noktada aynı Trump'ın İran'ın nükleer kapasitesinin halen büyük bir tehdit olduğunu savunarak bu yeni saldırıları meşrulaştırmaya çalışması kendi içindeki derin çelişkileri ve söylenen yalanların boyutunu gözler önüne serdi.
Bu kanlı tabloda elbette ne İranlı muhalifleri ya da kadınların hakları ne de İran’a getirileceği vaat edilen özgürlük kırıntıları yer almıyor. Mesele söyledikleri gibi nükleer bir arınma da olmadı. Yapılmak istenen İsrail'in ABD’nin boynuna geçirdiği kölelik halatıyla ve Pentagon'un tepesindeki Pete Hegseth'in omzunda taşıdığı Kafir dövmesiyle sembolleşen o Haçlı zihniyetiyle çoktan ifşa olmuş durumda…
28 Şubat’ta başlayan saldırının üzerinden 10 gün geçti. Saldırılara İsrail, “Kükreyen Aslan”, ABD “Destansı Öfke Operasyonu” adını verirken, İran ise “Gerçek Vaat 4” Operasyonuyla saldırılara misillemede bulunmaya devam ediyor.
Operasyonun ilk günü İsrail, 200 savaş uçağı ile İran’a ilk saldırısını gerçekleştirmiş, Tahran’daki Savunma Bakanlığı, İstihbarat Bakanlığı, Genelkurmay tesisleri ve nükleer programla bağlantılı altyapıların da olduğu 500 nokta hedef alınmıştı. Aynı anda ABD kuvvetleri Umman Denizi’nden Tomahawk seyir füzeleri ve bölgedeki üslerden kalkan uçaklarla saldırıya katıldı. İsfahan, Tebriz, Kum, Kermanşah ve Huzistan’daki askeri tesisler; Parchin askeri kompleksi ve bazı füze merkezleri hedef alındı. Bu ilk dalganın stratejik hedefi İran’ın komuta zincirini felç etmekti. Tahran’da yapılan hedefli saldırıda İran’ın dini lideri Ali Khamenei öldürüldü. İran yönetimi bunu 1 Mart’ta resmi olarak doğruladı.
İlk gün yaşanan en büyük sivil kayıplardan biri Hürmüzgan’daki Minab saldırısı oldu. Bir füze saldırısı sırasında bir ilkokul binası vuruldu. 170 kız çocuğu katledildi. Elbette bu ABD’nin kasıtlı olarak hedef aldığı bir saldırıydı. Epstain koalisyonunun işlediği en büyük savaş suçu oldu. Vahşi katliamına dünya kamuoyunda büyük tepkiler gelmeye devam ediyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü yayımladığı raporda İran'daki okul saldırısının savaş suçu olarak soruşturulması çağrısı yaptı.
Aynı günün ilerleyen saatlerinde İran hızlı bir bölgesel misilleme başlattı. İlk 24 saat içinde İran, ABD üslerini hedef alarak Körfez bölgesine geniş bir füze ve İHA saldırısı gerçekleştirdi. Sadece ilk gün içinde 247 balistik füze, 230 İHA Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Katar yönüne fırlatıldı. Bu saldırıların ana hedefleri ABD üsleriydi; özellikle Katar’daki Al-Udeid Hava Üssü ve Bahreyn’deki ABD 5. Filosu tesisleri hedef alındı. Aynı gün Kuveyt’teki Ali al-Salem hava üssü ve Kuveyt Uluslararası Havalimanı da İran İHA ve füze saldırılarının hedefi oldu.
İlk üç gün içinde İran saldırıları Körfez bölgesine yayıldı. Ürdün hava sahasında Amerikan ve Ürdün savunması İran füzelerini düşürdü. Bahreyn’de ABD donanmasının bulunduğu bölgeye füze düştü ve bazı tesisler hasar gördü.
Bu aşamada savaşın taktik karakteri belirginleşti. İran geniş bir bölgeye füze ve İHA salvosu yaparken, ABD-İsrail tarafı hava üstünlüğüne dayalı nokta saldırıları yürüttü.
İlk hafta boyunca ABD ve İsrail 11 ayrı saldırı dalgası gerçekleştirdi. Bu süreçte yaklaşık 600 hedef vuruldu ve toplamda 7000’den fazla mühimmat kullanıldı. İran’a ait yaklaşık 30 deniz platformu ve birçok füze rampası imha edildi.
Saldırıların ilk günlerinde operasyonun “iki-üç gün içinde bitebileceğini” söyleyen Trump, kısa süre sonra bunun “yaklaşık dört hafta sürecek bir süreç” olduğunu ifade etti. Ardından yaptığı açıklamalarda ise operasyonun “dört-beş hafta sürebileceğini, hatta gerekirse çok daha uzun devam edebileceğini” belirtti ve Kongre’ye gönderdiği yazıda sürenin şu aşamada öngörülemeyeceğini kabul etti. Böylece birkaç gün içinde Trump’ın söylemi “günler sürecek hızlı operasyon”dan “haftalar hatta belirsiz süreli bir savaş” anlatısına dönüşmüş oldu.
Beşinci güne
gelindiğinde İran hâlâ geniş çaplı füze saldırıları yapabiliyordu. İran’ın
İsrail’e ve bölgedeki hedeflere toplamda 200’den fazla füze ve 120’den fazla
İHA gönderdiği rapor edildi.
28 Şubat–1 Mart arasında İran; Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Al-Dhafra Hava Üssü ve Abu Dabi-Dubai çevresine 165 balistik füze ve 541 İHA, Bahreyn’de ABD 5. Filosu’nun bulunduğu Manama’ya 45 füze ve 9 İHA, Katar’daki Al-Udeid Hava Üssü’ne 65 füze ve 12 İHA, Kuveyt’te Ali al-Salem Hava Üssü ve Kuveyt Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırılarda ise 97 füze ve 283 İHA fırlattı. Aynı dönemde Ürdün’de Muwaffaq al-Salti Hava Üssü de en az 13 füze ve 36 İHA ile hedef alındı.
İsrail’de ise Tel Aviv Savunma Bakanlığı yerleşkesi, Hayfa Petrol Rafinerisi tesisleri, Nevatim Hava Üssü, Tel Nof Hava Üssü, Hatzerim Hava Üssü, Glilot Mossad Karargahı, Beersheba Soroka askeri lojistik merkezi, Beyt Şemeş sanayi ve mühimmat bölgesi, Kudüs çevresindeki askeri kontrol noktaları, Taberiye Gölü yakınlarındaki istihbarat dinleme istasyonları, Eliat Limanı enerji terminalleri vurulan noktalar arasında yer aldı.
İran, 1 Mart
itibarıyla Hürmüz Boğazı’ndan tankerlere ve diğer ticari gemilere geçiş izni
vermeyeceğini ilan etti ve geçmeye çalışan ticari gemilere saldırılacağını
duyurdu; bu açıklama 2–3 Mart’ta trafik verilerinde keskin düşüşle yansıdı.
Reuters ve deniz trafiği verileri, 2–3 Mart tarihlerinde tanker geçişlerinin
fiilen sıfıra indiğini göstererek boğazın deniz trafiği açısından pratikte
kapandığını ortaya koydu.
Deniz yoluyla
taşınan petrolün yaklaşık 20 milyon varil/gün kadarı bu su yolundan transit
ediyor ki bu da dünya petrol tüketiminin yaklaşık %20’si anlamına geliyor. LNG
taşımalarının da önemli bir kısmı buradan gerçekleştiriliyordu.
İşte bu nedenle 27 Şubat’ta 72.5 dolar olan petrolün varil fiyatı, 9 Mart itibarıyla ise yaklaşık 110 doların üzerine çıktı. Bu, yaklaşık %50–%60 civarında bir artış anlamına gelirken, bu fiyatın önümüzdeki birkaç hafta içinde 150 dolara çıkması bekleniyor.
Diğer taraftan
2 Mart’ta İsrail Lübnan’a geniş kapsamlı hava saldırıları düzenlemeye ve
karadan girmeye başladı. Hava bombardımanları yoğunlaştı ve kara ilerleyişi de
gündeme geldi.
ABD ve İsrail’in
sürekli hava hava saldırılarıyla İran’ın mobil füze rampalarının büyük kısmı da
hedef oldu. ABD, ilk hafta sonunda İran’ın aktif füze fırlatma kapasitesinin
%60 civarı zayıflatıldığını açıkladı.
Bu geçen 10 günde
İran Sağlık Bakanlığı ve İran Kızılayı verilerine göre ülkede en az 1.230–1.332
kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı. İsrail’e göre bu 10 günde 13 kişi öldü,
1929 kişi yaralandı.
İran’ın bölgedeki üslerine yaptığı saldırılarda 7 Amerikan askerinin de öldüğünü, yaklaşık 18 askerin yaralandığını açıkladı. Tabi bu resmi açıklama…
İran'ın Hatem el-Enbiya Merkez Karargâhı sözcüsü Yarbay İbrahim Zolfaghari, Cumartesi günü yaptığı açıklamada, İran'ın Bahreyn'deki ABD Donanması Beşinci Filosu'na düzenlediği saldırılarda 21 Amerikalı askerin öldüğünü ve çok sayıda askerin de yaralandığını söyledi. Ayrıca, El Dhafra Hava Üssü'ndeki ABD askeri üssüne düzenlenen saldırılarda yaklaşık 200 Amerikalı personelin öldüğünü ve yaralandığını açıkladı.
Silahlı Kuvvetlerin
ayrıca Basra Körfezi'nin kuzey kesiminde Amerika Birleşik Devletleri'ne ait bir
petrol tankerini hedef aldığını da belirtti.
Savaş sürerken
Hamaney’in yerine gelecek isim de belirlendi. 8 Mart’ta 88 din adamından oluşan
Uzmanlar Mecisi, hayatını kaybeden Ayetullah Seyyid Ali Hameney’in yerine 56
yaşındaki oğlu Mücteba Hameney’i İran’ın üçüncü lideri olarak seçmiş oldu.
Saldırılar sonrası
Rusya'nın tavrı merak konusuydu. Rusya'nın Londra Büyükelçisi Andrei Kelin,
Rusya'nın İran'a yönelik saldırılar konusunda tarafsız olmadığını belirterek
'İran'ı destekliyoruz' dedi. Kelin de ABD ve İsrail'in saldırılarının yasa dışı
olduğunu söyledi.
Peki Bu onuncu gün geride kalırken, değişen ne oldu. En başta askeri tesisleri heef alan İsrail ve ABD ittifakı yediği salvolar sonrasında aşama aşama el yükseltmeye başladı. Alt yapı tesisleri ve nükleer tesisleri de vuruyor.
1 Mart itibarıyla Natanz, Fordo ve İsfahan nükleer tesislerine yönelik bombardımanlar, Birleşmiş Milletler ve UAEA tarafından teyit edildi. Bu eylemler, 1949 Cenevre Sözleşmeleri I. Ek Protokol Madde 56’nın açık bir ihlali anlamına geliyor. İlgili madde, "tehlikeli güçler barındıran" nükleer enerji santrallerinin, askeri hedef olsalar dahi, ciddi sivil kayıplara ve radyoaktif sızıntıya yol açma riski nedeniyle vurulmasını kesinlikle yasaklar ve savaş suçu sayıyor. Epstain Koalisyonunun enerji ve su hatlarını takiben bu tesisleri vurması, doğrudan sivil yaşamı hedef alması “yenilmektense yakarım, yıkarım” bilinciyle hareket ettiğini gösteriyor. Öyle ki, bu kötülük ekseni, İran’ın buna rağmen teslim olmaması durumunda atom bombasıyla bile saldrılabilr.
Saldırıların 10’unu
günü geride kalırken, İsrail ve ABD’nin sivil altyapıya yönelik saldırıları
artırdığını görüyoruz. Son olarak İsrail’in hafta sonunda Tahran’daki petrol
aktarım merkezleri ve depolama tesislerini vurması sonucu büyük yangınlar
çıkarken, yoğun duman yükseldi ve yer yer yakıt sızıntıları yolları, hatta
kanalizasyon ve yağmur suyu mazgallarını takip ederek sokaklarda ve caddelerde
ateşlenmelere neden oldu. O kadar ki bu durum ABD’nin de rahatsız olmasına
neden oldu.
10 Mart Salı günü İran saldırılarının seyrini görüşmek üzere İsral’e geleceği açıklanan Dışişleri Bakanı Wikoff ve Kuşner’in ziyareti de bu saldırı sonrasında iptal edilirken, iptal nedeninin de İsrail’in başına buyruk ve çizgiyi aşan bu saldırıları oldu.
Bir yandan Azerbsayan ve Türkiye savaşın içine çekilmeye çalışılırken, diğer taraftan senatör Graham Körfez ülkelerine bu savaşa katılın çağrısı yapmaktan geri durmuyor.
Bu savaşın kazananı, kanlı ellerini bölgenin petrolüne ve çocukların geleceğine uzatan o "Epstein Koalisyonu" olmayacak. Onuncu günde gördüğümüz tablo, stratejik bir zafer değil; sivil okulları vuracak kadar çaresiz, müttefiklerini ateşe atacak kadar muhtaç ve B-2 halı bombardıman uçaklarını gönderecek kadar acımasız bir can çekişmedir.
Körfez ülkelerini
bu bataklığa çekmeye çalışan Graham ve ekibi bilsin ki; kara harekâtı
sinyalleri güçten değil, tükenmişlikten geliyor. 110 dolarlık petrol ve kapanan
Hürmüz, Batı’nın kibrini boğacak. Bu ateş, sadece İran’ı değil, o koca gövdeli
"Kafir" dövmeli zihniyeti de yakacak. Tarih, bu vahşeti
"operasyon" değil, bir imparatorluğun çöküş çığlığı olarak yazacak. stratejiknokta.com


DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ